24 Ekim 2011 Pazartesi

Çocuğum!


Bu katı kalplerimizle nereye gidiyoruz biz böyle...

Hastanenin kapısında elinde eski tip bir telefon, bilinçsizce sağa sola gidip sonunda olduğu yere çöküp bağıra bağıra ağlayan yalnız kadın gitmiyor gözlerimin önünden. Üstü başı perişan, kendi perişan, belli vardı bir derdi. 40- 45 yaşlarında yanık tenli Anadolu kadınıydı işte. Ama kimse dönüp de sormuyordu bile ne oldu diye. Elimde yola gideceğimden hazır valizim, yolun karşısındaki teyzeye bakakaldım. Kısa şoku atlattıktan sonra atladım yola: "Neyin var teyze, ne oldu?" Ellerini ellerimin içine aldım, ne çok ihtiyacı vardı o anda buna. "Çocuğum, çocuğum." dedi içleri yakan bir sesle. "Ne oldu teyze çocuğuna, söyle de yardım edelim.", "Sara nöbeti geçiriyor, yoğun bakımda, çıkmayabilir, çok kötü, hazır olun diyorlar. Çocuğum, gitti çocuğum!" diye dayanılmaz bir şekilde bağıra bağıra ağladı. Sarıldım, "Allah'a dua et, iyileşsin inşallah." dedim. Çocuğu ölmek üzere olan ve içleri dağlayan bir sesle ağlayan bir anneye başka ne denebilirdi ki! Biraz ağladı, "Hadi, biraz sakinleş, yakınlarını arayalım." dedim, ama bilinci bir türlü yerine gelmiyordu. Arada bir oturduğu yerden kalkıyor, yine bir sağa bir sola gidiyor, duvar diplerine, kaldırım taşlarına oturup ağlıyordu. Benim yanına gitmemden cesaret bulan birkaç tane -ama çok değil!- vicdanlı vatandaş, aldı teyzeyi yoğun bakıma yakın bir yere götürüp, yakınlarını aramaya çalıştı. Arkalarında ayakta durmakta güçlük çeken kadının acı çığlıkları duyuluyordu. Diğer insanlarsa otobüs kuyruğunda, bir insana merhem olmak yerine sıradan hayatlarına dönmek için acele ediyorlardı! 

28 Haziran 2011 Salı

Kulaklım Benim :)



             Daha önceki yazılarımda Kırklareli'ndeki odamın camındaki baykuşlardan bahsetmiştim, ancak şimdi bir düzeltme yapmak istiyorum.  O zaman detaylı göremediğim için onların kukumav olduğuna kanaat getirmiştim, ancak bugün memurun da gönderdiği fotoğraflarla aslında bu üç bireyin kulaklı orman baykuşu olduğunu görüyorum. Bu arada baykuşlarımız hala camın önündeler, bir yuva yok, ancak gün boyu burada tünüyorlar. Kulaklı orman baykuşu kertmek isteyenleri Kırklareli Üniversitesi Kavaklı Kampüsü Fen Edebiyat Fakültesi Dekanlığı'na bekleriz. :)

Çiğdem

22 Haziran 2011 Çarşamba

Almanya'nın Kuşları :)



Bugün itibariyle Almanya seyahatimden dönmüş ve kuşların peşinde koşmaktan kendimi alamadığım için çok popüler olmuş bulunmaktayım. :) Beni heyecanlandıran konularıysa hemen paylaşmak istedim, çünkü kim olursa olsun bir kuşçunun dilinden ve heyecanından ancak bir başka kuşçu anlıyor.

Bremen ve Hamburg bölgesi doğa olarak gerçekten çok zengin. Özellikle Bremen tamamen yeşillikler içinde bir şehir, ben bayıldım. Hamburg'ta ise tarlalar ve bozkır tipi bir bitki örtüsü hakim, bundan dolayı da o kadar çok yırtıcı var ki... Otobanın kenarında şahinler tünemiş, hemen diplerinden arabalar geçiyor ve hiç istiflerini bozmuyorlar. Hamburg'tan Bremen'e geçerkenki yolda kerkenez, atmaca, şahin ve türlerini ayırt edemediğim açık tonda kartallar gördüm. 

Bremen ise dediğim gibi yemyeşil bir yer olduğu için ayaklarımızın dibinde onlarca karatavuk, ak kuyruksallayan, yüzlerce yeşilbaş, bahriler, sakarmekeler (bu su kuşlarının hepsi yavrularıyla tatlı tatlı geziniyorlar), sumrular ( normal, ak kanatlı ve kara gagalı), gümüş- karabaş ve karasırtlı martılar, ağaç serçeleri, ispinozlar, çıvgınlar, ötleğenler, ağaçkakanlar (kahvaltı yaparken 2 metre ötemde bir yeşil ağaçkakan yemleniyordu ayaklarımın dibinde. :) ), Avrupa leş kargaları, karabaşlı ötleğen, uzun kuyruklu baştankara, kuğu, onlarca hatta yüzlerce tahtalı, saz tavuğu, guguk ve bahçemizin daimi çılgın misafiri (uçarken deli gibi çığlıklar atıyor) poyraz kuşları...

Benim için en önemli üç kertik, Kanada kazı, poyrazkuşu ve kara sırtlı martıydı. Bu acemiliğimle bunları tek tek görebildiysem Cemil Abi neler keşfederdi siz düşünün...

Almanya'dan ayrılırken oradakilerle birbirimize dönüt verirken herkes kuşlarımdan bahsediyordu. Çok yoğun geçen günlerin sonunda herkes uyurken ben sabahın köründe çıkıp elimde dürbünümle kahvaltı sofrasına gelince hakkımda neler düşündüklerini siz tahmin edin. :) Ancak İsrail, Rusya, Filistin ve Almanya'dan oluşan bu gruba kuş gözlemciliği öyle ilginç geldi ki kuş gözlemini tanıtma misyonumu uluslar arası düzeye taşırken dönüşte her saat başı farklı bir kuşun öttüğü bir saat, Almanya'nın kuşları, sürüngenleri, kelebekleri, memelileri ve bitki örtüsünü anlatan bir kitap ile kuşlar ve doğayla ilgili birbirinden güzel temennilerle döndüm. Hatta bir arkadaşımın kelebek gözlemciliği o kadar ilgisini çekti ki defterini çıkarıp not aldı ve bunu araştırıp gerekirse başlayacağını söyledi. :)


Demokrasi eğitimine gittiğim Almanya'da doğacılık misyonumu da yerine getirmenin de hafifliğiyle ülkemdeyim. 

Çiğdem

7 Haziran 2011 Salı

Kukumav Ailesi




Bilmiyorum en son kime sürttüm, ama şu sıralar en şanslı kuşçu benim sanırım. :) Kuşlar resmen "beni gör, beni gör" diye peşimden koşuyor. :)

Bugün resmi bir iş için idari memurun odasına gittim. O, bir yandan işlerini hallederken bir yandan da öyle sıradanmış gibi yavaşça panjurunu açarak "Hocam bakın size baykuşlarımı göstereyim." dedi. :) Allah'ım, gece gece peşinden koşup da göremediğimiz baykuşlar ayağıma mı gelmişti! Evet tam karşımda (iki metre mesafeden) ağaçtan bana bakıyorlardı. İki bireylik bir aileydi. Göz bebekleri siyah, etrafı çok belirgin bir şekilde sarıydı. Boyutları da oldukça küçüktü. Ön cepheden baktığımda kuyruğunun altı gövdesine göre daha açık renk ve çizgiliydi. Daha sonra trakuştan da diğer baykuşlara da baktım ve gördüğümün kukumav olduğuna karar verdim. 

Evet, bir haftada üçüncü süper kertiğim (benim için :) ) iki birey kukumav ve camımın dibinde yuvalarında oturuyorlar. 

Kırklareli'nden selamlar. :)


Çiğdem

Kırklareli'nde Her Gün Başka Sürpriz


Uzun zamandır yaptığım gözlemleri bir türlü not düşemedim. Oysa son bir haftadır öyle heyecanlı günler yaşıyorum ki... Bu hafta, Kırklareli'ne yerleştim ve yavaş yavaş kendini ve kuşlarını tanımaya çalışıyorum. Hemen biriken notlarımı özetleyeyim...

Öncelikle, ailece yaptığımız Vize- Saray- Demirköy- Istrancalar- Pınarhisar- Kırklareli- Kofçaz gezimiz bir muhteşemdi. Her yer birbirinden güzel Kırklareli'nde ve sürekli önünüzden türlü türlü kuşlar geçiyor. Vize'de, şehir içinde bizi kumrular karşıladı. Kırlangıçlar bir çamur deryasından ağızlarına çamur alıp hala yuva yapmakla uğraşıyorlar. (Tam yuva bitecek, göç edecek yavrucaklar dinlenemeden. :) ) Saray merkezde en az üç leylek ailesinin yuva yaptığını gördük. Özellikle bir yuvada iki küçük yavruyla annelerinin pozu görülmeye değerdi... Daha sonra Demirköy'e çıktık. Demirköy doğal güzelliği bakımından da tartışılmayacak güzellikte ve yine burada da ispinozlar, bülbüller, serçeler, kırlangıçlar şarkılarını söyleyip duruyor. 

O günün ve hatta son zamanların benim için en heyecanlı anı ise yolda arabayla seyir halindeyken kıpkırmızı minik bir şeyin yerde pıtır pıtır yürüdüğünü gördüğüm andı. Sürekli "Baba bir dur." dediğim için benden bıkmış olan babam bile bu güzelliğe karşı koyamadı ve aynı süratle kuşun olduğu bölgeye döndük. Trakuş'ta türle ilgili bilgilerde "ürkek" olarak betimlense de bu güzel çütre bize fazlasıyla cömert davrandı. Bir metreye kadar kendine yaklaştırdı ve uzun uzun inceleme fırsatı bulduk. Trakuş'tan fotoğrafları sürekli takip etmeme rağmen çütreyle daha önce hiç tanışmadığımı fark ettim ve hemen kitabıma sarılıp bu kırmızı boya kutusuna düşmüş gibi görünen tatlılığın kim olduğunu aramaya başladım. Ve sonunda çütre olduğuna karar verdim. Ben kitaptan inceleme yaparken o hala ayaklarımın dibinde bana bakıp duruyordu. :) Daha sonra telefonumun çektiği bir yerde Cemil Abi'ye de türümü onaylattıktan sonra içim rahatladı. Defterime çütreyi gönül rahatlığıyla not düşebilirdim şimdi... :)



Istrancalar'daki bu heyecanlı andan sonra yolumuza devam ederken en az altı tane minik yavrunun asfalta oraya buraya kaçıştığını son anda fark edip aniden durduk. Daha tüyleri bile çıkmamıştı (altlardan sarı tüyler geliyor gibiydi). Şaşkın şaşkın bir o yana bir bu yana gidenlerin yanında asfaltın ortasına mıhlanmış gibi duranları da dokunmadan ürküterek yolun kenarına koyduk. Sonra yol kenarındaki çalılıklar arasında gözden kayboldular. Bu türlerin de ne olduğunu merak ettim, ama Cemil Abi'nin söylediğine göre bu kadar küçük bireyleri tanımlamak biraz zormuş...

Kırklareli bölgesinde o gün kuş bakımından en zengin bölge hudutta yer alan Kofçaz ilçesiydi. O kadar çok kuş vardı ki! Kırlangıçlar, kerkenezler, deliceler, ak kuyruksallayan, sarı kuyruksallayan, tarla çintesi, saka, ağaç serçesi, ev serçesi, küçük karga, ekin kargası, leş kargası, kızılkuyruk, toygarlar, ibibik, kızıl sırtlı örümcek kuşu, üveyik, kumru, bülbül, ispinoz, karabaşlı çinte ve defterim yanımda olmadığı için yazamadığım bir sürü tür... :) Hepsi birbirinden güzel ve yakınlardı bana. Bir acemi kuşçu için tam bir arazi eğitimiydi.

Bir hafta önceki bu güzel gezinin ardından bir heyecanlı anı da bugün İstanbul'dan buraya dönerken yaşadım. Babaeski otogarına inecek yolcuları bıraktıktan sonra kırlara doğru yöneldiğimiz yerde ileride bir kerkenez ve bir şahinin termal yaptığını gördüm. Ekin kargalarıysa benim için yeni türler olması dolayısıyla hala gözlerimi alamıyorum. :) Ama bunlardan öte uzun zamandır beklediğim öyle bir kertiğe imza attım ki... Yine seyir halindeydik. Tellerin üstündeydi, kendini tam anlamıyla göstermek istercesine bana, tellerin üstünden şöyle bir havalandı, kanat aralarındaki o turuncu- kızıllığı ve mavisi öyle güzeldi ki.. Sonra yine tellere kondu ve maviliğini hala görebiliyordum. Evet, böylece bugün 10.32 itibariyle benim de artık bir "gökkuzgun" kertiğim oldu. 

Şu anda Kırklareli Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi binasındaki odamdayım. Dışarıdan serçe, kırlangıç, bülbül, ispinoz, büyük baştankara ve seslerini bir türlü ayırt edemeyip Cemil Abi'nin kulaklarını çınlatmama sebep olan bilimum kuş sesi geliyor. Yolu düşen herkesi beklerim,

Sevgiler,

Çiğdem DEMİR
06.06.2011

11 Mayıs 2011 Çarşamba

İçinde 'İstanbul' Olsun...

Bugün, haberleri izlemek gibi bir hata yaptım yine. Gün geçmiyor ki bir yeşil arazinin daha betonlaştırılacağı açıklanmasın. Resmen içimden bir parça kopuyor bu vaatleri duydukça! Nasıl bu kadar kara cahil, bu kadar doğadan uzak, bu kadar kör ve vicdansız olurlar anlayamıyorum. Daha ilkokulda iki ağaç kesildi diye hayatımın en duygulu şiirini yazmış ben bu kişilerin Türkiye'yi yönetmesine razı olamıyorum. O üstün(!) proje 60.000.000 kişi kapasiteli havalimanı projesinden sonra içimden şu şarkı geçti. Dilerim bizim çocuklarımız ihtiyaç duymaz bu şarkılara...


Bana bir masal anlat baba
İçinde denizler balıklar
Yağmurla kar olsun
Güneşle ay


Baba bir masal anlat bana
İçinde bütün oyunlarım
Kurtla kuzu olsun
Şekerle bal


Anlatırken tut elimi
Uykuya dalıp gitsem bile
Bırakıp gitme sakın beni


Bana bir masal anlat baba
İçinde tüm sevdiklerim
İçinde İstanbul olsun...

27 Nisan 2011 Çarşamba

Kertik


Bence dünyanın en kertikli ve en zevkli günü olan 27 Nisan 2011'e not düşülmeli:

Bugün İhsan Abi (Eroğlu), Cemil Abi (Gezgin), Güney (Eroğlu) ve Aslı Ablayla (Baysallı) ne zamandır hayalini kurduğumuz Riva gezisini gerçekleştirdik. Sabah gidişimizde yolda biraz karışıklık oldu, ama biz kuşçular tabi ki bunu da bir fırsata çevirerek Bozhane'de de bir tarama yaptık. Orada oldukça fazla kuş gördükten sonra Riva'ya devam ettik. Riva'da sahildeki bir tepeye çıkarak plajdaki cılıbıtları, sumruları, martı, gri balıkçıl ve yalıçapkınını gözledik. Daha sonra biraz daha ilerleyerek Riva'daki o küçük adayı gören tepeye çıktık ve orada da birçok karabatak çeşidinin üreme alanlarına bakma fırsatı edindik. Daha sonra, bize asıl doğa ve kuş zenginliğini sunan Riva çayırlarına çıktık. Buradaki deneyimimi anlatmaya kelimeler yetmez. O kadar çok kuş gördük ki.. Tarla kuşları, incir kuşları, kuyruk sallayanlar, ötleğenler, bülbüller,yırtıcılar, leylek, sinekkapanlar, kiraz kuşları, kargalar ve daha sayamadığım birçok tür. Yanıbaşımızdaki ağaçtaki kerkenezin duruşu ve havalanışı, bir şahinin önümüzdeki küçük ağaçlıkta tünemesi, hemen üstümüzden geçen deliceler, kara leyleğin önümüzden süzülüşü, ayaklarımızın dibinde incir kuşları, elimizi uzatıp tutacakmışız kadar yakın kırlangıçlar... Bütün kuşçuların böyle güzel bir günü yaşamasını dilerim. Hayatımın en çok kertik yaptığım günü olarak bu günü not düşmem gerekecek sanırım, bu kadar türü bir arada gördükten sonra böyle bir gün daha yaşayabileceğimi sanmıyorum. Bu engin (bana öyle geldi. :) ) çayırlıktan sonra Riva Nehri'nin kıyısına gittik. Bizi girer girmez küçük ak balıkçıllar ve çeltikçiler karşıladı! Birçok balıkçıl türünü orada bir arada bulabilirsiniz. Ve oradaki sazlıklarda yerli olduğu düşünülen bir çift saz delicesini...

Bugünü sayfalarca anlatsam bitmez, ama böyle yoğun bir günün verdiği yorgunlukla burada bitirmek istiyorum. Gözlemlenen kuşları buraya toplu olarak yazacağım, ama dileyen,  kuşbanka (www.kusbank.org) alan alan girdiğim notlardan sayılara ve alan bazında türlere tekrar göz atabilir. 

Ve unutmadan, bugün, Riva'ya ulaşmamızı sağlayan ve dilekleri sayesinde kuş sayımızı artıran Aslı Abla'ya, harika rehberlikleri için Cemil Abi ve İhsan Abi'ye, gözden kaçabilecek birçok tür konusunda bizi uyaran ve fark eden Güney'e teşekkür ederim...

Sevgiler,

Çiğdem DEMİR


Gözlenen kuş listesi:

Saksağan 
Leş kargası
Çıt kuşu
Kırlangıç
Yılan kartalı
Arı şahini
Ak karınlı ebabil
İspinoz
Kaya güvercini
Leylek
Kum kırlangıcı
KOK
Karabaşlı ötleğen
Alakarga
Serçe
Kamış bülbülü
Ak kuyruksallayan
Karatavuk
Saz tavuğu
Yalıçapkını
Saz kamışçını
Uzun kuyruklu baştankara
Halkalı sinekkapan
Büyük baştankara
Alaca ağaçkakan
Bülbül
Çayır taş kuşu
Sığırcık
Küçük karga
Ağaç incir kuşu
Kır kırlangıcı
Çıvgın
Ak mukallit 
Sülün
Gri balıkçıl
Karabatak
Kara gagalı sumru
Gümüş martı
Yelkovan
Cılıbıt
Akdeniz martısı
Küçük karabatak
Ev kırlangıcı
Tepeli karabatak
Maskeli ötleğen
Florya
Saz delicesi
Şahin
Kerkenez
Tanımsız delice
Atmaca
Çayır delicesi
Ak gerdanlı ötleğen
Kızılgerdan
Kızılkuyruk
Kuyrukkakan
Boz kuyrukkakan
Kuzgun
Kır incir kuşu
Sarı kuyruksallayan
Tarla çintesi
Tarla kuşu
Bozkır toygarı
Kara leylek
Tanımsız yırtıcı
Kiraz kuşu
Alaca balıkçıl
Erguvani balıkçıl
Küçük ak balıkçıl
Çeltikçi
İbibik
Yeşil ağaçkakan (ses)
Sakarmeke


8 Nisan 2011 Cuma

Ünlemli Soru

Mesela, şimdi neden illa uyumak ve herkesle aynı saatte- erkenden kalkmak gerek ki!

1 Nisan 2011 Cuma

Üsküdar Kuş Cenneti


Bugün sabah 8.30'da Üsküdar Çiçekçi durağındaydım. Durağa giderken, özellikle mezarlığın içinden geçen yol zaten ayrı bir cennet...  Önce, bir mezar taşına konmuş güzelim Sığırcıkla göz göze gelip günaydınlaştık. :) Baştankaralar, serçeler, kargalar, kızılgerdanlar... Adeta bir güzel koro var Karacaahmet'te. Durağa ulaştığımda, o kendine özgü ses çalındı kulağıma: Evet, evet, bu bir papağandı. Allah'tan hemen görebildim, ordan oraya uçarken bir kuru ağacın tepesine kondu. Sabah sabah onu Üsküdar'da görünce öyle heyecanlandım ki hemen birine söyleme ihtiyacı duydum. Hiç düşünmeden yanımdaki kadına, "Papağanı gördünüz mü?" dedim. :) Kadın, şaşkın, "Nerde?" dedi. Gösterdim, hala orda duruyordu. Uçarken de yeşili öyle parladı ki kadın da heyecanlandı. Çiçekçi'de herkes bize baktı. :) (Ah, bu kuş aşkından daha neler yaşayacağım bakalım... :) ) Sonra kadın kendine geldi, birbirimize bakıp güldük. :)
Ve dahası var: Ak karınlı ebabiller! Evet, sonunda ben de gördüm. Otobüsle Doğancılar'dan geçerken 5 bireylik bir grup gördüm. Yavaş ve alçaktan geçtikleri için dikkatle inceleyebildim ve kontrol ettiğimde de tahminimde yanılmadığımı gördüm. 
Sonra Beşiktaş motoruna bindim. Bu İstanbul nasıl bir yer, benim gibi uyku delisi birini bile 10 dakikada kendine getirebiliyor! O güzelim martılar, karabataklar, güvercinler, yelkovanlar, daha neler...
İşte bu puslu mart sabahında, 15 dakikalık yolculuğumda bana eşlik edenler: 
Yeşil papağan
Sığırcık
Kara leş kargası
Küçük karga
Gümüş martı
Karabaş martı
Karabatak
Yelkovan
Ak karınlı ebabil
Serçe
Büyük baştankara (ses)
Kızılgerdan (ses)
Şehir güvercini
Sevgiler.

İki acemi kuşçunun ilk yalnız gözlemi



Bugün Orhanla ilk yalnız çıktığımız kuş gözlem gezimizi yaptık ve çok eğlendik. Öncelikle belirtmek istediğim konu, bugün ilk profesyonel dürbünüme kavuştum.Sirkeci Yuvam Foto'dan (Fuat Abi'nin de önerisiyle) Nikon 10x40 dürbünümü kaptığımız gibi kendimizi Gülhane'de bulduk. Sesleriyle bizi önce papağanlar karşıladı. Ardından gri balıkçılların yuvalarını fark ettik. Bir banka oturmuş dürbünümün kayışını takarken bir haşmetle yuvasına uçan gri balıkçılı gördüğümüzde öyle bağırdık kitüm park bize baktı. :)Daha sonra, Gülhane'nin kış mevsiminde gerçek bir kuş cenneti olduğuna kanaat getirmemizi sağlayan yeşil papağanlar, iskender papağanları, sığırcıklar, büyükbaştankaralar, akkuyruksallayanlar (?), serçeler, leş kargaları, güvercinler, türlü türlü martılar ve kırlangıçları (?) gördük. ( Parantez içinde olanlar türden emin olamadıklarım. :) ) Özellikle bir ağaçta en az 10 tane papağan saydığımızdaki halimiz görülmeye değerdi. :)


Bu arada, bir babanın büyük bir ciddiyetle küçük oğluna uçan bir gri balıkçılı göstererek "Bak oğlum karabaş leylek." diye yeni bir türe imza atması güne damgasını vurdu. :)

Ama tüm araştırmalarıma rağmen bulamadığım bir kuş türünden bahsetmek istiyorum : Gülhane'den çıkıp Sepetçiler Kasrı'na doğru yürürüken o köprünün üstünde, denizin üstünden "V" şeklini almış bir kuş sürüsü (kazlara benziyorlardı.) geçti. Kuşlar simsiyahtı, kuyruklarına yakın dikdörtgen şeklinde aynaları vardı ve gözlerine yakın da bir beyaz çizgi gördüm. Beş dakika arayla iki ayrı grup Bakırköy tarafına geçti. Araştırırken kadife ördeğe benzettim, ama dediğim o ayna kadife ördekte kanatta, benim gördüklerimde gövdelerinde, kuyruğa yakındı. Neydi ki bu kuşlar? :)


İşte bizim ilk yalnız kuş gözlem notlarımız bunlar. Umarım seneler sonra, bu notlara bakıp acemiliğime gülerim. :)

Herkese bol kuşlu günler...
12.02.2011



"Keskin viraj"

Alfabedeki ilk harfi öğrendiğim günden beri onlarca defter doldurdum ben. Yazdıkça yazdım, ordan burdan, kendimden, sevdiklerimden, gördüklerimden... Zamanı gelince sanal alemde de paylaşmak istedim içimden geçenleri, ama tam olarak beceremedim, olmadı. Öyle herkesin okuyacağını bile bile yazabilecek kadar cesur değilmişim ya da ne bileyim, herkesin okumasını istemedim sadece... Ama bir yandan da kopamadım burdan, yazmasam da on kere tasarım değiştirdim. Ve şimdi de konseptte sıra... Yaklaşık olarak dört ay önce yoğun bir şekilde başlayan bu kuş aşkımı ve coşkumu boşaltmam gereken yerler ararken -ki bunun en güzel yolu iki kuş bakmaktır- özellikle bu yağmurlu günlerde kuşları yazayım dedim. Gördüklerimi, öğrendiklerimi paylaşayım. Kim bilir bu sayede belki biri daha kalbindeki kuşu fark eder de düşer kuşların peşine...

28 Mart 2011 Pazartesi

Hepimiz Bir

Biz, hepimiz, bütün insanlar, sadece bir bütünden ibaretiz. Herhangi, "madde" dediğimiz şey gibi. Bir varız, bir yokuz. Bir ordayız, bir burda. Bedendeki herhangi bir hücreyiz hepimiz. Dev bir beden oluşturacak şekilde, sayamadığımız çokluktayız. "Biz"den başka kimlerle, tam olarak neyi paylaşmaktayız bilmiyoruz. Bu bile hayatın safi gayesi olabilir. Hepimiz, burada ne yapıyoruz!

Tanrı her şeyin ne olduğunu görüyor. O gizemli gözlemci biliyor. Ve bize, "Kardeş olun" diyor. Öldürmeyin, çalmayın, kandırmayın: Kardeş olun. Çünkü siz birsiniz, birbirinizin canını yakmayın.

Yine de zamanla hücreler kansere bulaşıyor. Ve biz, hiçbirimiz, kanser olanımız da dahil, bunun tam olarak neden kaynaklandığını bulamıyoruz. Genler diyoruz, çevre diyoruz, etkileşim diyoruz: Oysa hiçbir şey bilmiyoruz, bilmemelerimize kılıflar uyduruyoruz.

Bazılarımız mükemmel bir sağlıkla devam ederken yoluna, bazımız hastalığını çevresindekilere de bulaştırarak yok oluyoruz. O gitti sanıyoruz, oysa biz bir parçamızı yitiriyoruz.

Sağlıksız çoğalan hücreleri engellemek için türlü türlü çalışmalar yapıyoruz. Doktor oluyoruz, psikolojik danışma yapıyoruz, yargılıyoruz, fizikle uğraşıyoruz. Hala net bir şey söyleyemiyoruz. Çevre diyoruz, genetik diyoruz: Kanseri durduramıyoruz!

Biz, hepimiz, dev bir varlığı oluşturuyoruz. Ancak, savaşlar, cinayetler, hırsızlıklar, aldatmacalarla ilerleyen kanserin önünü alamıyoruz. Oluşturduğumuz dev varlığın göz göre göre yok olacağı "kıyamet"i bekliyoruz.