28 Haziran 2011 Salı

Kulaklım Benim :)



             Daha önceki yazılarımda Kırklareli'ndeki odamın camındaki baykuşlardan bahsetmiştim, ancak şimdi bir düzeltme yapmak istiyorum.  O zaman detaylı göremediğim için onların kukumav olduğuna kanaat getirmiştim, ancak bugün memurun da gönderdiği fotoğraflarla aslında bu üç bireyin kulaklı orman baykuşu olduğunu görüyorum. Bu arada baykuşlarımız hala camın önündeler, bir yuva yok, ancak gün boyu burada tünüyorlar. Kulaklı orman baykuşu kertmek isteyenleri Kırklareli Üniversitesi Kavaklı Kampüsü Fen Edebiyat Fakültesi Dekanlığı'na bekleriz. :)

Çiğdem

22 Haziran 2011 Çarşamba

Almanya'nın Kuşları :)



Bugün itibariyle Almanya seyahatimden dönmüş ve kuşların peşinde koşmaktan kendimi alamadığım için çok popüler olmuş bulunmaktayım. :) Beni heyecanlandıran konularıysa hemen paylaşmak istedim, çünkü kim olursa olsun bir kuşçunun dilinden ve heyecanından ancak bir başka kuşçu anlıyor.

Bremen ve Hamburg bölgesi doğa olarak gerçekten çok zengin. Özellikle Bremen tamamen yeşillikler içinde bir şehir, ben bayıldım. Hamburg'ta ise tarlalar ve bozkır tipi bir bitki örtüsü hakim, bundan dolayı da o kadar çok yırtıcı var ki... Otobanın kenarında şahinler tünemiş, hemen diplerinden arabalar geçiyor ve hiç istiflerini bozmuyorlar. Hamburg'tan Bremen'e geçerkenki yolda kerkenez, atmaca, şahin ve türlerini ayırt edemediğim açık tonda kartallar gördüm. 

Bremen ise dediğim gibi yemyeşil bir yer olduğu için ayaklarımızın dibinde onlarca karatavuk, ak kuyruksallayan, yüzlerce yeşilbaş, bahriler, sakarmekeler (bu su kuşlarının hepsi yavrularıyla tatlı tatlı geziniyorlar), sumrular ( normal, ak kanatlı ve kara gagalı), gümüş- karabaş ve karasırtlı martılar, ağaç serçeleri, ispinozlar, çıvgınlar, ötleğenler, ağaçkakanlar (kahvaltı yaparken 2 metre ötemde bir yeşil ağaçkakan yemleniyordu ayaklarımın dibinde. :) ), Avrupa leş kargaları, karabaşlı ötleğen, uzun kuyruklu baştankara, kuğu, onlarca hatta yüzlerce tahtalı, saz tavuğu, guguk ve bahçemizin daimi çılgın misafiri (uçarken deli gibi çığlıklar atıyor) poyraz kuşları...

Benim için en önemli üç kertik, Kanada kazı, poyrazkuşu ve kara sırtlı martıydı. Bu acemiliğimle bunları tek tek görebildiysem Cemil Abi neler keşfederdi siz düşünün...

Almanya'dan ayrılırken oradakilerle birbirimize dönüt verirken herkes kuşlarımdan bahsediyordu. Çok yoğun geçen günlerin sonunda herkes uyurken ben sabahın köründe çıkıp elimde dürbünümle kahvaltı sofrasına gelince hakkımda neler düşündüklerini siz tahmin edin. :) Ancak İsrail, Rusya, Filistin ve Almanya'dan oluşan bu gruba kuş gözlemciliği öyle ilginç geldi ki kuş gözlemini tanıtma misyonumu uluslar arası düzeye taşırken dönüşte her saat başı farklı bir kuşun öttüğü bir saat, Almanya'nın kuşları, sürüngenleri, kelebekleri, memelileri ve bitki örtüsünü anlatan bir kitap ile kuşlar ve doğayla ilgili birbirinden güzel temennilerle döndüm. Hatta bir arkadaşımın kelebek gözlemciliği o kadar ilgisini çekti ki defterini çıkarıp not aldı ve bunu araştırıp gerekirse başlayacağını söyledi. :)


Demokrasi eğitimine gittiğim Almanya'da doğacılık misyonumu da yerine getirmenin de hafifliğiyle ülkemdeyim. 

Çiğdem

7 Haziran 2011 Salı

Kukumav Ailesi




Bilmiyorum en son kime sürttüm, ama şu sıralar en şanslı kuşçu benim sanırım. :) Kuşlar resmen "beni gör, beni gör" diye peşimden koşuyor. :)

Bugün resmi bir iş için idari memurun odasına gittim. O, bir yandan işlerini hallederken bir yandan da öyle sıradanmış gibi yavaşça panjurunu açarak "Hocam bakın size baykuşlarımı göstereyim." dedi. :) Allah'ım, gece gece peşinden koşup da göremediğimiz baykuşlar ayağıma mı gelmişti! Evet tam karşımda (iki metre mesafeden) ağaçtan bana bakıyorlardı. İki bireylik bir aileydi. Göz bebekleri siyah, etrafı çok belirgin bir şekilde sarıydı. Boyutları da oldukça küçüktü. Ön cepheden baktığımda kuyruğunun altı gövdesine göre daha açık renk ve çizgiliydi. Daha sonra trakuştan da diğer baykuşlara da baktım ve gördüğümün kukumav olduğuna karar verdim. 

Evet, bir haftada üçüncü süper kertiğim (benim için :) ) iki birey kukumav ve camımın dibinde yuvalarında oturuyorlar. 

Kırklareli'nden selamlar. :)


Çiğdem

Kırklareli'nde Her Gün Başka Sürpriz


Uzun zamandır yaptığım gözlemleri bir türlü not düşemedim. Oysa son bir haftadır öyle heyecanlı günler yaşıyorum ki... Bu hafta, Kırklareli'ne yerleştim ve yavaş yavaş kendini ve kuşlarını tanımaya çalışıyorum. Hemen biriken notlarımı özetleyeyim...

Öncelikle, ailece yaptığımız Vize- Saray- Demirköy- Istrancalar- Pınarhisar- Kırklareli- Kofçaz gezimiz bir muhteşemdi. Her yer birbirinden güzel Kırklareli'nde ve sürekli önünüzden türlü türlü kuşlar geçiyor. Vize'de, şehir içinde bizi kumrular karşıladı. Kırlangıçlar bir çamur deryasından ağızlarına çamur alıp hala yuva yapmakla uğraşıyorlar. (Tam yuva bitecek, göç edecek yavrucaklar dinlenemeden. :) ) Saray merkezde en az üç leylek ailesinin yuva yaptığını gördük. Özellikle bir yuvada iki küçük yavruyla annelerinin pozu görülmeye değerdi... Daha sonra Demirköy'e çıktık. Demirköy doğal güzelliği bakımından da tartışılmayacak güzellikte ve yine burada da ispinozlar, bülbüller, serçeler, kırlangıçlar şarkılarını söyleyip duruyor. 

O günün ve hatta son zamanların benim için en heyecanlı anı ise yolda arabayla seyir halindeyken kıpkırmızı minik bir şeyin yerde pıtır pıtır yürüdüğünü gördüğüm andı. Sürekli "Baba bir dur." dediğim için benden bıkmış olan babam bile bu güzelliğe karşı koyamadı ve aynı süratle kuşun olduğu bölgeye döndük. Trakuş'ta türle ilgili bilgilerde "ürkek" olarak betimlense de bu güzel çütre bize fazlasıyla cömert davrandı. Bir metreye kadar kendine yaklaştırdı ve uzun uzun inceleme fırsatı bulduk. Trakuş'tan fotoğrafları sürekli takip etmeme rağmen çütreyle daha önce hiç tanışmadığımı fark ettim ve hemen kitabıma sarılıp bu kırmızı boya kutusuna düşmüş gibi görünen tatlılığın kim olduğunu aramaya başladım. Ve sonunda çütre olduğuna karar verdim. Ben kitaptan inceleme yaparken o hala ayaklarımın dibinde bana bakıp duruyordu. :) Daha sonra telefonumun çektiği bir yerde Cemil Abi'ye de türümü onaylattıktan sonra içim rahatladı. Defterime çütreyi gönül rahatlığıyla not düşebilirdim şimdi... :)



Istrancalar'daki bu heyecanlı andan sonra yolumuza devam ederken en az altı tane minik yavrunun asfalta oraya buraya kaçıştığını son anda fark edip aniden durduk. Daha tüyleri bile çıkmamıştı (altlardan sarı tüyler geliyor gibiydi). Şaşkın şaşkın bir o yana bir bu yana gidenlerin yanında asfaltın ortasına mıhlanmış gibi duranları da dokunmadan ürküterek yolun kenarına koyduk. Sonra yol kenarındaki çalılıklar arasında gözden kayboldular. Bu türlerin de ne olduğunu merak ettim, ama Cemil Abi'nin söylediğine göre bu kadar küçük bireyleri tanımlamak biraz zormuş...

Kırklareli bölgesinde o gün kuş bakımından en zengin bölge hudutta yer alan Kofçaz ilçesiydi. O kadar çok kuş vardı ki! Kırlangıçlar, kerkenezler, deliceler, ak kuyruksallayan, sarı kuyruksallayan, tarla çintesi, saka, ağaç serçesi, ev serçesi, küçük karga, ekin kargası, leş kargası, kızılkuyruk, toygarlar, ibibik, kızıl sırtlı örümcek kuşu, üveyik, kumru, bülbül, ispinoz, karabaşlı çinte ve defterim yanımda olmadığı için yazamadığım bir sürü tür... :) Hepsi birbirinden güzel ve yakınlardı bana. Bir acemi kuşçu için tam bir arazi eğitimiydi.

Bir hafta önceki bu güzel gezinin ardından bir heyecanlı anı da bugün İstanbul'dan buraya dönerken yaşadım. Babaeski otogarına inecek yolcuları bıraktıktan sonra kırlara doğru yöneldiğimiz yerde ileride bir kerkenez ve bir şahinin termal yaptığını gördüm. Ekin kargalarıysa benim için yeni türler olması dolayısıyla hala gözlerimi alamıyorum. :) Ama bunlardan öte uzun zamandır beklediğim öyle bir kertiğe imza attım ki... Yine seyir halindeydik. Tellerin üstündeydi, kendini tam anlamıyla göstermek istercesine bana, tellerin üstünden şöyle bir havalandı, kanat aralarındaki o turuncu- kızıllığı ve mavisi öyle güzeldi ki.. Sonra yine tellere kondu ve maviliğini hala görebiliyordum. Evet, böylece bugün 10.32 itibariyle benim de artık bir "gökkuzgun" kertiğim oldu. 

Şu anda Kırklareli Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi binasındaki odamdayım. Dışarıdan serçe, kırlangıç, bülbül, ispinoz, büyük baştankara ve seslerini bir türlü ayırt edemeyip Cemil Abi'nin kulaklarını çınlatmama sebep olan bilimum kuş sesi geliyor. Yolu düşen herkesi beklerim,

Sevgiler,

Çiğdem DEMİR
06.06.2011